29 Ocak 2011 Cumartesi

Tanzimat Döneminde Tiyatro Sanatının Gelişimi Üzerine Bir İnceleme

Bu araştırma ödevinde asıl olarak, Tanzimat döneminde tiyatronun gelişimi ve dramatik oyun yazarlığı hakkında Doç. Dr Beliz Güçbilmez’in seminer dersi kapsamında yaptığım okumalardan yola çıkarak kısa bir inceleme yapmak istiyorum. Yazıyı oluştururken döneme dair önemli bulduklarımı kendi cümlelerimle not aldım ve 4 oyun yazarına dair metin okuma çalışması yürüttüm. Toplumsal arkaplanın dram sanatı üzerinde belirleyici rolüne inandığım için, ilk olarak Tanzimat dönemi siyasi ve ekonomik koşullarına ve dönemin sanatsal atmosferine dair bazı tartışmaları aktarmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Yazının devamını okumak için tıklayınız: http://mimesis-dergi.org/2011/01/tanzimat-doneminde-tiyatro-sanatinin-gelisimi/ 

 
1.Bölüm: Tanzimat Dönemi Toplumsal Arkaplan
Osmanlı İmparatorluğu 18.yüzyılın başında, hem kendi içinde yaşadığı sistemik problemler hem de Avrupa’daki gelişmelere paralel olarak siyasi ve ekonomik açıdan bir kriz dönemine girmişti. Avrupa’nın kapitalist modernleşmeyi temel alan ulus-devletleşme sürecine girmesi, bilimsel yenilikler ve askeri teknoloji konusundaki başarıları, “Muhteşem Yüzyılları” yaşamış Osmanlı devletini süreç içerisinde Avrupa’nın “hasta adamı” haline getirmişti. Yönetim içerisinde bir kurtuluş umudu olarak Batılılaşma yönünde bir siyasi proje ortaya çıkmıştı. Bu Batılılaşma süreci 18.yüzyıldan günümüze kadar gelen bir evreyi kapsamaktadır. Fakat sürecin Tanzimat dönemini de kapsayan ilk 60 yıllık periyoduna bakıldığında, Batılılaşmanın Batı’nın askeri yönden gösterdiği başarıların taklit edilmesi ve “sınırlı reform” düşüncelerine dayandığı görülecektir. Bu süreçte yönetici sınıf tarafından Batı aydınlanma felsefesi bütünlüklü bir şekilde analiz edilmemiş, Batı uygarlığının gelişiminin düşünsel ve felsefi arkaplanı görmezden gelinmiştir.

İmparatorluk sistemindeki Osmanlı devlet aygıtının sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla 17.yüzyıl sonlarında başlayan reform hareketleri, 1839 tarihinde Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla resmileşmiştir. Birçok araştırmacıya göre, Tanzimat Fermanı süreci Osmanlı açısından uzun bir süreden beri devam eden reformcu pratiğin devlet nezdinde kurumsallaşmasıdır. Sultan Abdülmecit’in tahta çıkmasından sonra 3 Kasım 1839 yılında Gülhane Fermanı ya da diğer adıyla Tanzimat-ı Hayriye (Hayırlı Düzenlemeler) olarak bilinen ferman okunmuştur. Fransız devrimi ilkelerini de model alan üç sayfalık metin, Osmanlıya has yeni bir hukuk anlayışı, gayri-Müslimleri de eşit sayan anayasal vatandaşlık konsepti ve mali denetimi artırıcı ekonomik düzenlemeleri içermektedir. Ferman ile Kuran ve şeriat ilkelerinden radikal bir kopuş gerçekleşmemiş, aksine İslamiyet ile uyumlu olabilecek bir modernleşme tasarımı planlanmıştır.

Askeri sistemden, eğitim düzenine ve hukuktan modaya kadar kapsamlı reformları içeren Tanzimat süreci, halkın gündelik yaşamında da değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Tanzimat’la beraber hız kazanan süreçte temel olarak Osmanlı’ya has bir ulus kimliği inşası oluşturulmaya çalışılmıştır. Avrupa’da ortaya çıkan ulus-devlet vatandaşlığı yerine, dağılan imparatorluğun siyasi bir kimliği olarak Osmanlı vatandaşlığı tezi ortaya atılmıştır. Ancak Başta Balkanlar olmak üzere, tüm Osmanlı coğrafyasında milliyetçi hareketlerin başarılı olması ve temelde Türk-İslam sentezi kökenli bu yeni vatandaşlık konsepti imparatorluğun dağılmasına engel oluşturamamıştır.

Tanzimat sürecinde yapılan yenileşme çabaları özü itibariyle jakoben ve tepeden inmeci bir şekilde geliştiği için, toplumsal yaşam üzerinde paradoksal bir biçimde çelişkiler açığa çıkarmıştır. Örneğin seküler bir ulus-devlet modelinin örnek alınmaya başlanması, cemaat ve dinsel yapıların güçlü olduğu Osmanlı sistemini tahrip etmiştir. Ya da reform yanlısı değişimler, geleneksel kurumlar ile yeni oluşan modern kurumlar arasında çatışmaları açığa çıkarmıştır. Reformların halk üzerindeki etkisinde dinsel ve kültürel alanın çatışması belirleyici olmuştur. Örneğin devlet elitlerine göre Batılılaşma ve muasırlaşma olarak adlandırılan şey, Müslüman çoğunluk için “Gâvurlaşma” olarak adlandırılabilmiştir. Ya da Gayri-müslimlerin eşit birer vatandaş sayılması mesela, Müslüman tabanda tepki çekmiştir. Bir diğer örnek ise, Batı tarzındaki eğlence hayatı kurulma girişimleri Müslüman olan ve gayri-müslimler arasında farklı farklı gelişmiştir. Ayrıca geleneksel temsil sanatlarıyla, batılı modern sanatlar birbirinden kopuk bir şekilde gelişmiştir. Örnekler çoğaltılabilir, burada vurgulamak istediğim konu Osmanlı devletinin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yapılan düzenlemelerin jakoben karakteridir.

Tanzimat’ın döneminin başat siyasi oluşumlarından birisi olan Yeni Osmanlılar’ın ana tezlerini anlamak, dönemi değerlendirebilmek açısından çok önemlidir. Tanzimat reformlarını yeterli bulmayan aydınların 1856’da bir araya gelerek kurduğu Yeni Osmanlılar cemiyeti döneme damgasını vuran bir aydın hareketidir. Yeni Osmanlıları anlamamız, Tanzimat dönemi dramatik edebiyatını ve dönemin tiyatrosunun gelişmesini kavramak açısından da oldukça faydalıdır.

Tiyatro araştırmacısı Fırat Güllü, Vartovyan Kumpanyası ve Yeni Osmanlılar adlı kitabında siyasi bir proje olarak ortaya çıkan Yeni Osmanlı hareketine dair bazı saptamalarda bulunuyor. Fırat Güllü, Ebüzziya Tevfik ve Şerif Mardin’in yaptığı analizlerden yola çıkarak, Yeni Osmanlıları tarihimizdeki örgütlü aydın hareketlerinin başlatıcısı olarak yorumluyor. Fırat Güllü’ye göre Yeni Osmanlılar, Mustafa Reşit Paşa ve ekibinin yönettiği despotik ve elitist bir reform sürecine eleştiri yaparak popülerleşmiş ve temelde monarşi sistemine değil devleti kötü yöneten kişilere karşı muhalefet geliştirmişlerdir. Kendileri orta ve alt kademe bürokraside çalışan ve Tercüme Odası çıkışlı kişilerdir. Kendi aralarında yekpare bir bütünlük yoktur ve çoğunun politik hayatları Avrupa’da ve dönem Osmanlı coğrafyasının muhtelif yerlerinde sürgün hizmetinde geçmiştir. Siyasi otorite tarafından cezalandırılmış olsalar da, ne Osmanlı yönetimi onlardan vazgeçmiş ne de Yeni Osmanlı aydınları devletten vazgeçmiştir. Tercüme odasından doğan ve devlete bağımlı gelişen Yeni Osmanlıların durumu, Osmanlıya has modern bir Moliere kompleksine işaret etmektedir.

Fransız devrimlerinin ve romantizminin etkisinden beslenen Yeni Osmanlılar halkı siyasi bir güç olarak tanımlamaktaydı. Bu yüzden de, Yeni Osmanlılar siyasi fikirlerini kamuoyuyla paylaşmanın en popüler araçları olan edebiyattan, gazetecilikten ve tiyatrodan son derece yararlanmışlardır. Ayrıca halkın bu türlere ilgisini artırmak için dilde sadeleştirmeye gidilmesini sağlamışlardır. Özelikle Şinasi’nin dilbilim alanındaki çalışmaları oldukça önemlidir. Tanzimat döneminde edebiyat türünde başarılı çalışmaların olması, son kertede Yeni Osmanlı hareketinin kültürel politik stratejisinin bir sonucudur. Batılı bir modernleşmenin sadece ekonomik ve siyasi bağlamda olamayacağını düşünen aydınlar, kültürel alanda da Batı etkisinde bir değişim sürecini başlatmışlardır. Tanzimat döneminde edebiyat ve tiyatro türünde eserler veren önemli aydınlar Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Şinasi, Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem ve Ahmet Vefik Paşa’dır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder